Astronomi ve Uzay [Haberler, Araştırmalar ve Projeler]

Çocukluğumdan beri astronomi alanı en çok ilgimi çeken bilim dallarından biridir. Dolayısı ile bu konuyu açma gereği duydum. Kaynak fark etmeksizin dilediğiniz gibi içerikler paylaşıp bu konu altında bizlerle paylaşım yapabilir, bizleri bilgilendirebilir ve uygun bir dille tartışabilirsiniz.

Yeter ki yukarı bakmanın verdiği heyecanı ve ne demek olduğunu anlamaya çalışalım :slight_smile:

O halde ilk bilgiler benden gelsin… :slight_smile:


Evren, sadece Samanyolu’ndan ibaret değil!
Bu ispat, bir tokat gibi insanlığın yüzüne vurulmuştu o gün.
6 Aralık 1994, 19:00

Zaman içinde bilgisayar teknolojilerinin gelişmesi ile birlikte toplanan verilerin olabildiğince doğru değerlerde işlenmesi ile elde edilmiş renkli görüntülerden biri. Buradaki galaksiler yalnızca kadraja sığdığı kadarı ile kendilerini bize gösteriyorlar…
9 Mart 2004, 15:30

Hubble’ın, bildiğimiz evrenin yalnızca Samanyolu Galaksisinden ibaret olmadığını, uçsuz bucaksız galaksilerin varlığını ve evrende yalnız olmamamız gerektiğini yüzümüze vuran ve bilim dünyasını uykusuz bırakan bu görseller, insan aklının sınırlarını zorlayacak mesafelerden; milyonlarla ifade edilebilecek ışık yılı uzaklıklardaki geçmişlerinden izleri bize göstermekteydi. Ne kadar tuhaf değil mi? Milyonlarca yıl öncesini görüyoruz çünkü her birinin ışığı, bize ulaşmak için milyonlarca yıl seyahat ettiler. Öylesine uzaklar bizden…

Bu aralar Hubble’dan pek de güzel haberler gelmiyor. 13.4 milyar ışıkyılı uzaklıktaki gezegenlere, yıldızlara ve galaksilere bakan bu harika makine, teknolojisi günümüz teknolojisine göre çok geride kaldığı için bilgisayarı artık yavaş yavaş işlevini kaybediyor…

Peki onun yerine ne geliyor? Beklemede kalın…
Bilim dünyası inanılmaz gerçeklerle yüzleşmek için inatla çalışmaya devam ediyor… :wink:


İki ihtimal var: Ya evrende yalnızız ya da değiliz. İkisi de korkutucu.
Arthur C. Clarke

24 Beğeni

O değil de bertan, ben daha çok Voyager 1 ve 2 uzay araçlarının ne yaptıklarını merak ediyorum. :slight_smile:

2 Beğeni

Valla birileri yine bir şeyler yazmış artık uyduruk mu yoksa başka bir şey mi bilemem. Ben sadece birinin Heliosferi geçtiğini biliyordum ikisi de geçmiş. Voyager 2’den tanımsız mesajlar geldiği söylenmiş. Araştırıyordum da NASA dışında herkes bir şeyler yazmış :smiley: Bu tıklanma yarışı yüzünden bilgilere güven olmuyor.

Neyse konu biraz değişik ama umarım uyduruktur. Eğer gerçekse durum kötü, yakında uğrarlar :smiley:

Ne yaptıklarını ya da başlarına ne geldiklerini bilmek istiyorum ben de. Güvenilir kaynaklardan bilgilere ulaşırsanız paylaşın, dediğim gibi ben pek güvenemedim.

2 Beğeni

küçüklüğümde bir hocamız izletmişti ve ondan sonra uzaya olan merakım başlamıştı. gerçekten güzel bir belgeseldir tavsiye ederim.

2 Beğeni

Takdire şayan gercekten ustad🙏
Ozledigmiz dusunce yapisi😎

4 Beğeni

Şu ana kadar bulunan en büyük galaksi; IC 1101
Dünya’dan yaklaşık olarak 320 megaparsek (1,04 milyar ışık yılı) uzaklıktadır. 19 Haziran 1790 tarihinde İngiliz astronom William Herschel tarafından keşfedilmiştir. Yaklaşık 100 trilyon yıldızdan oluşmaktadır ve çapı yaklaşık 6 milyon ışık yılı olup bilinen en büyük galaksidir.

HUT tarafından 1995 yılında elde edilen IC 1101 fotoğrafı

IC_1101_in_Abell_2029_(hst_06228_03_wfpc2_f702w_pc) (1)



Kaynak: Vikipedi

7 Beğeni

Yanlış hatırlamıyorsam en son ikisi de galaksimizin dışına çıkıp galaksiler arası boşluğa girmişlerdi.
Yine de ikisinin de hala çalışıyor olmaları gerçekten muazzam.

3 Beğeni

Normalde 5-6 yıllık görev süreleri vardı ancak yazılım ve güncellemelerle bu süre uzatılmış. Optik ve kamera sistemlerini de devre dışı bırakmışlar bu sayede yıllardır çalışıyorlar. İlk kez bizden bu kadar uzaklıkta olan araçların nerede ya da neye baktıklarına dair görüntü alınmaması büyük bir kayıp görüntü alsalar kim bilir neler göreceğiz.

2 Beğeni

EUROPA

Bir gök cismi düşünelim. Yüzeyi, insanlığın bildiği yaşam algısı için pek de elverişli değil. Öyle ki, herhangi bir atmosferi olmadığı için, dış kabuk sürekli olarak kozmik uzaydan ve gezegeninden gelen radyasyonlarla dövülüyor. -180 derecelik dondurucu soğuk da pek iç açıcı bir değer değil.

Bahsettiğimiz bu uydu, Jüpiterin Galileo tarafında 1610 yılında keşfedilen dört uydusundan biri ve sonuncusu olan Europa.

Europa’nın tüm bu tehlikeli yapısına rağmen bu kadar dikkat çekmesinin ve sürekli olarak gündeme gelmesinin en önemli sebeplerinden biri, bünyesinde bulundurduğu ve kalın buz tabakası sayesinde dış uzayın etkilerinden korunan ve yüzeyindeki kabuğun maksimum 100 KM kadar altındaki sıvı su yani okyanus tabakasıdır.

Öyle ki, Dünya üzerindeki sıvı su miktarı Europa’nınki ile kıyasladığında bu hemen hemen 3/2’lik bir kısma tekabül ediyor.

Bu oran şaşırtıcı olmakla beraber, ihtimal dahilindeki değerlendirmeler de ilerleyen araştırma ve gözlemleme teknikleri ile neredeyse kesinliğe kavuşturulmuş durumda. Yüzeyinde kilometrelerce yüksekliklere ulaşan su gayzerlerinin tespiti ve tektonik hareketlerle oluşan kilometrelerce çatlaklar, aslında bu uydunun “canlı” bir gökcismi olduğunu bize gösteriyor. Yani tüm bunlara sebep olan şeyin bir okyanus tabakasından başka bir şey olmayacağı kesin.

Peki bir gezegende sıvı su neyi ifade ediyor? Elbette yaşamı.

Bilim insanları ve bizler, kendi gezegenimizde bulunan ve doğal yaşama olanak sağlayan bileşikleri referans alarak başka gezegenlerde bu bileşiklerden olup olmadığını tespit ettikten sonra Dünya dışı yaşam ihtimallerini konuşuyoruz.

Evrende su bolca var, evet. Bu sadece Dünya’ya ya da Europa’ya özgü bir şey de değil.
Suyun olduğu her yerde yaşam olması gerektiği gibi net bir yargı da yok elbette. Fakat ihtimaller, insanları araştırmalara sürüklüyor ve her araştırma da insanlık için bir çok yenilik sağlayabiliyor. Dolayısı ile Europa, burada önümüzdeki 10 yıl içerisinde araştırılması gereken gökcisimleri listesinde yerini alıyor. Hatta özel olarak bir uzay aracı gönderilecek ve örnekler toplanacak.

Buraya kadar her şey güzel. Araştırmalardan ve çeşitli verilerden bahsettik.
Şimdi gözlerimizi kapatıp, Europa’nın kabuğunun altında nasıl bir yaşam olabileceğini hayal edelim…


En büyük işler, büyük hayal sahibi insanlarca başarılmıştır.
William Russel

11 Beğeni

Bu soğukta yaşamın olması yani bizler için her ne kadar su olsa da pek mümkün değil.

Acaba bu okyanusta yaşam var mı? Varsa nasıl bir yaşam?

Bizim de bu uydu da ‘‘canlı’’ yaşayabilmemiz için tüm etkenlerin bir araya gelmesi gerekir. Yoksa hücre yaşamı değil, ölümsüzlüğü seçer, yani ölümü!

Hazır Ay ve Mars için koloni kurma planları şuan gerçekleştiriliyorsa, belki de ama belki de Europa için belki koloni kurulabilir ama bu dondurucu soğukta bence çok zor!

3 Beğeni

-180 derecede yaşayabilen organizmalar veya gazların içinde solunumunu gaz ile yapan organizmalar vardır, dünyamızda buna benzer su ayısı var.

bundan yaklaşık 20 yıl önce bir yıldız parlayarak büyüdü ardından yok oldu ne olduğunu halen merak ederim, belki çok nadir bir ihtimal yıldızın ölümüne şahit oldum.

3 Beğeni

Hubble’ın arızası yedek enstrümanlarının devreye sokulmasıyla çözülmüş durumda şu an. Temel arızanın güç kontrol ünitesi olduğu tespit edilmiş. Yani temel enstrümanlara güç eşit miktarlarda aktarılamadığı için kararsız çalıştığı anlaşılmış. Muhtemelen son çare ve prosedür olarak yedek bazı enstrümanları devreye soktular bu aletler de arızalandıktan sonra Hubble’a elveda diyeceğiz.

Hubble en az 2030 yılına kadar derin uzaya bakmaya ve oradan bizlere veriler aktarmaya devam edecek.

Kendisine buradan geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz, yaşlılık zor tabii :hibiscus::stuck_out_tongue_winking_eye::telescope::satellite:

5 Beğeni

TITAN

25 Mart 1655 tarihinde, Hollandalı gökbilimci Christiaan Huygens tarafından keşfedilmiştir.

Satürn’ün en büyük uydusu olmakla beraber, yoğun azot içerikli atmosferinin olduğu bilinen tek uydudur. Yüzeyinde atmosferinden dolayı Dünyamıza benzer iklim olayları görülüyor ve sıcaklığı da ortalama -180 dereceler mertebesinde. Mevsimler, yağmurlar, kar yağışları, esen rüzgarlar, fırtınalar ve daha niceleri görülmekle beraber Titan, yüzeyinde kararlı sıvı bulunduruyor. Fakat bu, metan gazının sıvı hali. Metan gazının ne olduğunu merak ediyorsanız araştırmanızı tavsiye ederim. Zira aslında çoğu zaman buna maruz kalıyoruz :d

2005 yılında Huygens sondası bu gezegenin yüzeyine inmeyi başarmış, fakat maksimum 4 saat kadar dayanabilmiş. O sırada çeşitli görseller aktarmayı başarmıştır.

image

Titan’da bakteri bazlı canlıların olabileceği düşünülmektedir fakat henüz açıklığa kavuşturulamamıştır.
İlerleyen yıllarda Dragonfly projesi başlatılacak ve Titan’ın yüzeyini keşfedecek. Yine araştırılması gereken gezegenler listesinde üst sıralarda.


Hayat, yaşantı aramak değil, kendimizi aramaktır.
Cesare Pavese

7 Beğeni

Titan diyince aklıma Thanos geldi :smiley:
Her neyse, bu gezegen türünün tek örneği gibi bir şey ve bence de araştırılması gereken gezegenlerin başında geliyor.
Fakat bu kadar değişken hava şartları olan bir gezegen de nasıl araştırma yapacaklar merak ediyorum doğrusu :thinking:

3 Beğeni

Dragonfly ilk kez gerçekleştirilecek bir misyonmuş. Burada aslında normal bir keşif aracından ziyade bir drone kullanılacak. Dolayısı ile teknolojisi de Titan’ın hava şartlarına uyum sağlayacak şekilde geliştiriliyordur elbet. Öngörülen yıl 2027 ve önümüzdeki 10 yıllık süre her anlamda çok önemli olacak.

2 Beğeni

Jeff Bezos Uzaya Gidiyor

4 Beğeni

Benim üst mahalleye çıkma süremde adam 100km öteye gitti. Gerçi roket bende olsa ben de yaparım da neyse…

1 Beğeni

Öyle bir karadelik düşünün ki, insan aklının alamayacağı kadar büyük; bilinen en muazzam karadelikten de ağır bir karadelik.

Onun adını biliyor musunuz?

Akşama buralarda olalım… :slight_smile:

5 Beğeni

Benim gibi bir uzay sevdalısının böyle bir başlıktan nasıl haberi olmaz? :slight_smile:

2 Beğeni

TON-618, ilk defa 1954 yılında keşfedildi. O kadar parlak bir nesneydi ki ilk keşfedildiğinde onun bir kara delik değil, çok da uzak olmayan bir yıldız olduğu zannedildi; çünkü daha o zamanlar kuasarların varlığı bilinmiyordu. Ayrıca gözlem teknikleri de bugünkü kadar gelişmiş değildi. O dönemde astronomlar, bu galaksiyi doğrudan gözleyemiyorlardı; çünkü merkezdeki yapı öylesine parlaktı ki, galaksideki yıldızların ışığını bastırıyordu ve gözlem yapmayı zorlaştırıyordu.

Nihayet, 1970’li yıllarda yapılan yeni gözlemler sonucunda bunun bir kuasar, yani aşırı parlak gök cismi olduğu anlaşıldı. Galaksi merkezindeki yoğun ve sıkışmış yapıya kuasar denir.
TON 618 çok uzak ve son derece parlak bir kuasardır. 66 milyar güneş kütlesi civarındadır.

Aksama tabiki de burdayiz :wink:

3 Beğeni